Listen: US - UK
Fiil için: "to deal"| Basit Geçmiş Zaman: | dealt | | Miş'li Geçmiş Zaman: | dealt | deal: WordReference English-Turkish Dictionary © 2009| Temel Çeviriler |
| deal | n | (agreement) | anlaşma, sözleşme, uzlaşma i | | The two sides made a deal. | | Taraflar aralarında bir anlaşma yaptılar. |
| deal | n | informal (bargain) resmî olmayan dil | kelepir fiyat i | | Nancy really got a deal on those shoes. | | Nergis ayakkabılarını kelepir fiyata aldı. |
| deal | vtr | (cards) | (iskambil kağıdı) dağıtmak geçişli f | | Every person takes a turn and deals the cards. | | Kağıtları herkes sırayla dağıtacak. |
| deal with | vi | (take care of) | çözmek, üstesinden gelmek f | | I need to deal with these problems, then I can help you. | | Önce bu sorunları çözmem lazım, sana daha sonra yardım edeceğim. |
| deal with | vi | (involve) | hakkında olmak, ilgili olmak geçişsiz f | | This problem deals with employee relations. | | Bu mesele çalışan ilişkileri ile ilgilidir. | | Yukarıda "deal" için düzeltme önerin. |
| Bileşik Şekiller: |
| a great deal | | | hayli, bir hayli, epey s |
| | | pek çok, çok s |
| be a deal | | | iyi bir alışveriş olmak f |
| big deal | | | önemli/büyük iş i |
| | | büyük mesele/sorun i |
| | | ne olmuş yani/ne farkeder/ne önemi var ünl |
| deal sb in | | | (birisini bir işe, vb.) dahil etmek f |
| deal with separately | | | ayrı ayrı ilgilenmek/halletmek f |
| good deal | | | çok, birçok, bir hayli, epey s |
| good deal of | | | birçok, epey, bir hayli s |
| not a big deal | | | önemli değil, mühim değil |
| raw deal | | | haksız muamele, haksız/kötü davranış i | | 'deal' sözcüğü/sözcükleri ile ilgili forum tartışmaları:
In other languages: Spanish | French | Italian | Portuguese | German | Russian | Polish | Romanian | Czech | Greek | Chinese | Japanese | Korean | Arabic
|