| Temel Çeviriler |
| light | n | (illumination) | aydınlatma, ışıklandırma i |
| | | ışık, aydınlık i |
| | | nur i |
| Could we have some light in the room? It's too dark. |
| Odada biraz aydınlatma (or: ışıklandırma) yapsanız, nasıl olur? İçerisi çok karanlık. |
| Perdeleri açın da içeriye biraz ışık gelsin. |
| O anda tüm varlığının parlak bir nurla çevrelendiğini hissetti. |
| light | n | (lamp) | lamba, avize i |
| We have three lights in this room. |
| Bu odada üç adet lamba vardır. |
| light | n | (traffic light) | trafik ışığı i |
| The traffic stopped when the light turned red. |
| Trafik ışığı kırmızı yanınca tüm araçlar durdu. |
| light | n | figurative (viewpoint) mecazlı | bakış açısı, görüş açısı i |
| He always saw things in a negative light. |
| Herşeyi olumsuz bir bakış açısıyla değerlendirirdi. |
| light | adj | (weight) ağır olmayan | hafif s |
| Give me the heavy bag, and you can carry the light one. |
| Ağır torbayı bana ver, hafif olanını da sen taşıyabilirsin. |
| light | adj | (faint) belirgin olmayan | silik, belirsiz s |
| You could only see a light line of the mountains. |
| Dağlar, uzaktan sadece silik bir çizgi halinde görülüyordu. |
| light | adj | (easy) | hafif, basit, kolay s |
| Take a little light exercise - nothing too strenuous. |
| Kolay bir egzersiz yap, çok zor olanlarını yapma. |
| light | adj | (colour: pale) renk | açık, uçuk s |
| Have you seen my light blue shirt? |
| Açık mavi gömleğimi gördün mü? |
| light up | vi | (become bright) | aydınlanmak, ışımak geçişsiz f |
| Give it a moment and the room will light up. |
| Biraz bekle, oda az sonra aydınlanacak. |
| light | vtr | (ignite) | yakmak, tutuşturmak, ateşlemek geçişli f |
| I will light the petrol to set off the fire. |
| Yangını başlatmak için benzini tutuşturacağım. |
| Yukarıda "light" için düzeltme önerin. |
| Bileşik Şekiller: |
| green light | | | (trafik) yeşil ışık i |
| green light | | mecazlı | izin i |
| leading light | | mecazlı | (diğer insanlara örnek olan) saygın/seçkin kimse, ışık saçan kimse i |
| | | kılavuz ışık, rehber feneri i |
| ray of light | | | ışık huzmesi i |
| red light | | | kırmızı ışık i |
| | mecazlı | tehlike i |
| see sth in a new light | | | (birşeye) farklı bir gözle bakmak f |
| see the light | | | ışığı görmek f |
| | | (birşeyin aslını) anlamak, kavramak f |
| | | kendine çekidüzen vermek, durumunu iyileştirmek f |
| see the light of day | | | gerçekleşmek, meydana gelmek f |
| shining light | | | parlak ışık i |
| | mecazlı | neşeli/şen şakrak kişilik i |
| throw light on | | | aydınlatmak, açıklığa kavuşturmak, ışık tutmak f |
| traffic light | | | trafik ışığı, trafik lambası i |
|